İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SORUNU NEDEN ÖNEMSENMELİDİR?

Yazılar Kas 27, 2019

İklim değişikliği sorunu gün geçtikçe küresel çapta daha fazla dile getiriliyor ve daha çok insan bu konuda duyarlı hale geliyor. Son zamanlarda Türkiye'de bazı ekonomist ve hocaların da bu konuyu gündeme taşıdığını görüyoruz. Seyfettin Gürsel, 16. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi'nde yaptığı konuşmasında "İklim değişikliği sorusu iktisatçıları ve iktisatlarını yeni bir paradigmanın eşiğine getirmiş olabilir mi?" diye sorarak "evet" diyerek cevaplamıştı.

Kesinlikle evet.

Kaynak: climate.nasa.gov

İklim değişikliği çok ciddi bir sorun ve her bireyin bu konuyu çok iyi kavrayarak gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakmak istediğini oturup düşünmesi gerekiyor. 3-5 çocuğu olan ve çocuklarının yanında yerlere çöp atanlar, sigara izmaritlerini "havalı" bir şekilde yolun ortasındaki deliğe fırlatmaya çalışanlar, plastik şişe kullanmakta ısrar edenler... Saymakla bitmez. Türkiye vatandaşı olarak zengin ve kıymetli topraklarımızı, sularımızı, havamızı o kadar çok kirletiyoruz ki! Özellikle de İstanbul için son haftalarda hava kirliliğinin sınırında olduğu söyleniyor. Peki İstanbul'da bulunan insanlar buna ne kadar duyarlı? Yeterli eğitim veriliyor mu ya da açıklamalar yapılıyor mu? Burası meçhul.


Globalde ise aktivistler, politikacılar ve ekonomistler iklim değişikliğini ele almanın en iyi yolunun ne olabileceğini tartışıyorlar. IMF, bir karbon vergisinin emisyonlarda bir azalmaya yol açan en "tek, en güçlü ve verimli araç" olduğu sonucuna varıyor. Dünyayı -ve ekonomiyi- tüm yönleriyle mahveden karbon emisyonlarını azaltmak için kirliliğe yol açan ülkeler/işletmeler bu yasaya uymaya zorlanabilir çünkü uygulanması bazı alternatif yöntemlere göre daha kolay.

KARBON VERGİSİ NEDİR?

Karbon vergisi, yükümlü  kuruluşlar  tarafından neden olunan karbon emisyonuna uygulanan bir vergidir ve düzenleyici makam tarafından uygulanır. Vergi yükümlülüğü, üretilen veya  doğrulanmış  enerji  (tüketilen,  üretilen  veya sağlanan) ve CO2 (eşd)'ye dönüştürülen doğrulanmış sera gazı emisyonlarına dayalı olarak ölçülebilir. Belirli İRD sistemleri oluşturulması gerekiyorsa da raporlama ve izleme, mevcut vergi uyumu düzenlemeleri ile entegre edilebilir. Bir kirleten tarafından tüketilen fosil yakıt enerjisi birimi başına uygulanan enerji vergisi bununla yakından ilgili bir değişkendir.[1]

IMF'nin raporunda, karbon vergisinin faydalarından birisinin sınırların ötesinde standartlaştırmanın daha kolay olması belirtilmiş. 70'ten fazla ülke, 2050 yılına kadar karbon ayak izlerini ortadan kaldırmayı taahhüt etti. Ancak ABD ve Çin gibi en büyük emisyon verenler de dahil olmak üzere, bazı ülkeler bu işin gerisinde kaldı. Fakat karbon vergisi, her bir ülkenin ilerlemesini karşılaştırmak ve sınır ötesi koalisyonlar oluşturmak için tek tip bir yaklaşım sunar. Yani bir ülkenin basit bir karbon vergisi varsa ne kadar aksiyon alındığını hesaplamak çok daha kolaydır.

IMF, karbon vergisi fiyatının 2030 yılına kadar ton başına 75 dolar olması gerektiğini söyledi. ABD’de, 75 dolarlık bir vergi emisyonları yaklaşık %30 oranında azaltacaktır, ancak elektrik maliyetlerinde ortalama %53, öngörülen 2030 fiyatlarında benzin için %20'lik bir artışa neden olacak. Ton başına 75 dolarlık bir verginin etkisi, aynı zamanda, yakıldığı zaman üretilen enerji birimi başına en fazla karbon emisyonu üreten kömür yakma veya ihracata bağlı olarak ülkelere farklı şekilde etki edecektir.

Rapora göre, bir karbon vergisinden elde edilen gelirler düşük gelirli insanlar için olası vergi indirimleri yapılmasını sağlayabilir. Ayrıca geçim kaynağı fosil yakıt olanlar da bu yakıtlardan uzaklaşarak doğaya faydalı olma bilinci, topluluklara yardım etme gibi geniş kapsamlı potansiyel bir bilinç de kazanabilir -geç de olsa.

Net olan tek şey var: eylemsiz kalmanın sonuçları çok şiddetli olacak. Geçen yıl yayınlanan raporda, BM’nin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, sadece 1,5 derecelik sıcaklık artışının milyonlarca insanla birlikte ekolojik, ekonomik ve insani felaketlere yol açabileceğini ve bildiğimiz gibi insan medeniyetini değiştiren ciddi etkileri olabileceği konusunda uyarmıştı.

Ekonomistlerin ve politika yapıcıların çoğu, göreceli olarak düşük başlayan ve zaman içinde hızla yükselen karbon vergi politikaları tasarlamak üzerinde çalışıyorlar. Nobel ödüllü Yale ekonomisti William D. Nordhaus, ton başına 300 dolar veya daha yüksek bir karbon vergisinin gerekli olabileceğini savundu.

GLOBALDE ENERJİ YATIRIMLARI NE DURUMDA?


Gelişmekte olan ekonomilerdeki yeni enerji yatırımı, geçtiğimiz yıl, Çin'deki yavaşlama nedeniyle 2017'de 169 milyar dolar olan rekorundan düştü ve 133 milyar dolara geriledi. Çin, küresel çaptaki temiz enerji yatırımlarında en büyük paya sahip olduğundan yatırımlardaki düşüşün çoğundan da sorumluydu.

Güneş, rüzgar, jeotermal ve diğer temiz enerji türlerine yapılan yatırımlar 2018'de 86 milyar dolara düştü (2017'de 122 milyar dolardı). Hindistan ve Brezilya da dahil olmak üzere diğer büyük pazarlarda da temiz enerji yatırımlarında yıllık düşüşler yaşandı. 3 yıl boyunca bu yatırımların 1 numarası olan güneş enerjisinin hakimiyetinin ardından, rüzgar geçen yıl zirveye yükseldi.

Gelişmekte olan pazarlarda kömür yakıtlı enerji santralleri inşasının son 10 yılda en düşük seviyeye gelmesine rağmen, kömür yakıtlı enerji üretiminin 2018'de 2017 yılına göre %7 oranında artış gösterdiği bildirildi. Kömürle çalışan elektrik üretiminin son 10 yıldır %54 oranında arttığı ve geçen yıl gelişmekte olan ekonomilerde üretilen tüm gücün %47'sinin kömür kaynaklı olduğu açıklandı.

Bu veriler iklim değişikliğinin pek de ciddiye alınmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

TÜRKİYE BU İŞİN NERESİNDE?

WWF-Türkiye’nin gerçekleştirdiği Türkiye’nin Yarınları Projesi Sonuç  Raporu’na göre iklim değişikliğinin başlıca etkileri şöyle olacak:

• Sıcaklık artışı 2030’lu yılların sonuna kadar sınırlı kalacak, bu dönemden sonra hızlı bir artış gözlenecek,
• Mevsimsel ve bölgesel farklılıklar göstermekle beraber sıcaklık  artışının kış mevsiminde 4°C, yazın ise 6°C civarına ulaşması bekleniyor  (1960-1990 döneminde göre),
• Kış yağışlarında Türkiye’nin genelinde azalma görülürken bir tek Kuzey Anadolu’nun doğu yarısında yağışlarda artış görülecek.[2]

Türkiye ne yazık ki 1990’lu yıllardan beri iklim değişikliği konusuyla pek de yakından ilgilenmiyor.  Türkiye Birleşmiş Milletler  İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (BMİDÇS) taraf olduğu ve Kyoto Protokolü’nü 2009 yılında imzaladığı halde  sera gazı emisyonlarında herhangi bir azaltma hedefi yok.  2023 yılında ise Türkiye'nin birincil enerji ve elektrik enerjisi talebi  2011 yılına göre 2 katına çıkması bekleniyor. Enerji  Bakanlığı’na göre ise 2020 yılında ithal ve  yerli kömür kullanımının %200, petrol kullanımının %100’ün üzerinde bir seviyeye çıkacak.

Paris İklim Anlaşması: Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre son dönemdeki doğal afetlerin %90’ını temeli sel, fırtına, kuraklık ve diğer şiddetli iklim olayları oluşturuyor. Paris İklim Anlaşması ise küresel ısınmanın 2 dereceyi aşmaması ve fosil yakıt kullanımının azaltılarak  yenilenebilir enerjiye dönüşmesi için adım attı. 4 yıl içinde imza atmamış olan ülkelerden birisi olan Rusya’nın da bu anlaşmayı onaylamasının ardından Türkiye'nin de içinde bulunduğu 10 ülkenin hala bu anlaşmayı imzalamadığını görüyoruz: Türkiye, Angola, Eritre, İran, Irak, Kırgizstan, Lübnan, Libya, Güney  Sudan ve Yemen. Trump da Paris Anlaşması'nın ABD ekonomisine zarar verdiğini iddia ederek anlaşmadan çekilme kararı aldı.

BM'nin yayınladığı “İklim Bağlantılı Doğal Afetlerin İnsani Maliyeti” raporunda, 20 yılda kaydedilen küresel çaptaki toplam 6,457 doğal afetin %90’ı sel, fırtına, kuraklık ve diğer şiddetli iklim olaylarından kaynaklanıyor. Bu şiddetli iklim olayları neticesinde ise hayatını kaybeden insan sayısı 606 bindir. 4,1 milyar insan ise bu olaylardan etkilenmiştir.

T.C. Dışişlerinin websitesinde ise şunlar yazıyor:

"İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, düşük karbonlu ekonomiye küresel düzeyde geçilmesi hususu, insanların yaşam biçimlerini, üretim ve imalat yöntemlerini değiştirecek köklü bir dönüşüm öngörmektedir. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları salt bir çevre sorunu olarak     algılanmamalıdır. Esasen, bu mücadele gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin izleyeceği büyüme stratejilerini, enerji politikalarını, sağlık ve tarımla ilgili programlarını, su kaynaklarının kullanımını, gıda güvenliğini, düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini doğrudan etkileyebilecek ve bunların geliştirilmesinde belirleyici olabilecektir. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için gelişmiş ülkelerin, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme taahhütlerini yerine getirmesi önem taşımaktadır.
Türkiye, yaşanan olumsuz gelişmelerin önlenmesi ve meydana gelen zararın telafisi, gelecek nesillere temiz bir çevre teslim edilmesini teminen, kalkınma hedeflerine halel getirmeyecek çalışma ve düzenlemeleri yapmakta, ikili işbirliğini geliştirmekte, bölgesel ve uluslararası çalışmalara etkin     katılım sağlamaktadır." [3]

Burada söylenen hedefler neleri kapsıyor? Son zamanlarda yapılan plastik poşet, araçların içinde sigara içilmemesi gibi yasaların iklim değişikliği konusunda elle tutulur bir etkisi yok. Plastik poşetlerin ücretli olması diğer ülkelerde de uygulanıyordu, biz bu konuda zaten geç kalmıştık. Tabii ki insanların poşet kullanımını azaltması, kişisel torbalarını/geri dönüşümlü bez çantalarını alışverişlerinde kullanmalarını görmek güzel bir şey. Fakat keşke plastik kullanımının ne derece doğayı katlettiği konusunda okullarda eğitim verilse de yetişkin olduklarında yasaya veya kuralara gerek kalmadan doğa sevgisiyle bu kuralları kendileri oluştursalar.

Sigara konusunda da izmaritlerin doğayı zehirlediği ve yerlere atılmaması gerektiği özellikle yurt dışında bilinen ve dikkat edilen bir husustur. Sigaranın çevreye verdiği zararı aşağıdaki maddelerle inceleyelim:

Öncelikle tütün tarımı sırasında kullanılan pestisitler toprak ve suya karışarak kirliliğe sebep olur.
Dünyada her yıl 5 trilyon izmarit üretilirken, sigara ve diğer tütün  ürünlerinin üretilmesi sırasında kullanılan yöntemler sebebiyle 2  milyon ton CO2 (karbondioksit) ve 5 milyon ton CH4 (metan gazı)  atmosfere karışıyor.
Sigaranın yapımında kullanılın kağıt ve paketlenmesi için kullanılan  karton için binlerce ağaç kesiliyor. Her 3000 paket sigaranın kağıdı  için 1 ağaç yok olmakta.
Her yıl 1 milyon kuş yere atılan izmariti yuttuğu için ölüyor.
Ülkemizde meydana gelen orman yangınlarının yaklaşık yarısına sigara izmariti sebep oluyor.
Sigara filtrelerinde bulunan selüloz asetat ve plastik maddeler parçalanmadıkları için doğada uzun süre kalıyor.[4]

Türkiye'deki çöplerin yaklaşık 3'te 1'ini sigara izmaritleri oluşturuyor. San Diego Eyalet Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışmada, 1 litre suyun içine atılmış tek bir sigara izmariti, deniz ve tatlısu balıklarının  yok olmasına neden olduğu sonucuna ulaşıldı. Sigara izmaritlerin sellüloz asetat adlı maddeden oluşması sayısı 600’ü geçen deniz canlısını tehdit ediyor. İzmaritin doğada yok olma süresi ise 12 sene.

Gelelim nefesimiz olan ormanlara...

Cihan Erdönmez, Yeşil Gazete'de çıkan yazısında ormanlarımız hakkında çarpıcı veriler sunmuş ve şunları söylemiş:

Ormanlar iklim değişikliğiyle mücadeleden biyolojik çeşitlilik ve yaban hayatının korunmasına, gıda ve su güvenliğinden toprağın korunmasına kadar çok çok önemli işlevlere sahip. Ne var ki ormanlar aynı zamanda toplumun ihtiyaç duyduğu odun hammaddesinin karşılanması işlevini de yerine getirir. [5]

Ormanlardaki odun üretimi ve iklim değişikliği üzerine Cihan Erdönmez'in yazdıklarını mutlaka okumanızı öneririm.

Birkaç gün önce de kömürlü termik santrallere havayı kirletme izni veren  yasal düzenleme mecliste kabul edildi. Bu yasayla birlikte 4. kez baca filtresi takılması ertelenmiş oldu. Türkiye’nin en eski ve kirli santralleri 30 Haziran 2022 tarihine kadar havayı kirletmeye devam ederek halkın sağlığını da tehdit edecek.

Bu kadar veriyi ve söylenenleri bir araya getirdiğimizde yeterli adım atmamış olduğumuzu söyleyebiliriz. Politikacıların yanında ekonomistlerin de bu konudaki fikirlerini halkla paylaşarak bir diyalog oluşturmaları gerektiğine inanıyorum.

ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONFERANSI OLACAK

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP 25 (2 - 13 Aralık 2019) Şili Hükümeti Başkanlığı altında gerçekleşecek ve İspanya Hükümeti'nin lojistik desteği ile gerçekleştirilecek. Konferans, BM iklim değişikliği sürecinde bir sonraki önemli adımları atmak için yapılacak.


İnsanlık olarak doğaya borçluyuz. Kaç yüzyıldır doğayı hasta ediyoruz ve hatalarımızı telafi etme konusunda hiçbir şey yapmıyoruz. Fakat kayıtsız kalmaya devam edersek iklim değişikliği insanoğlunun sonu olacaktır.

Kaynaklar:

https://unfccc.int/cop25

https://time.com/5697219/climate-change-imf-carbon-tax/

http://global-climatescope.org/assets/data/reports/climatescope-2019-report-en.pdf

[1] http://pmrturkiye.org/wp-content/uploads/2018/12/nihai-rapor-6.pdf

[2] https://www.wwf.org.tr/ne_yapiyoruz/iklim_degisikligi_ve_enerji/iklim_degisikligi/kuresel_iklim_degisikligi_ve_turkiye/?

[3] http://www.mfa.gov.tr/paris-anlasmasi.tr.mfa

[4] http://www.ekolojika.com/sigaranin-cevresel-zararlari/

[5] https://yesilgazete.org/blog/2019/11/23/orman-diye-diye-5-aman-ormanci/