EKONOMİDE STAGFLASYON

Yazılar 12 Kas 2019

Stagflasyon, İngilizce stagnation (durgunluk/daralma) ve inflation (enflasyon) kelimelerinden oluşan ekonomik bir terimdir. Stagflasyon, yavaş ekonomik büyümenin ve nispeten yüksek işsizlik oranlarının veya yükselen fiyatlar veya enflasyonun eşlik ettiği ekonomik durgunluk durumudur. Aynı zamanda enflasyon ve gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) bir düşüş olarak tanımlanabilir.

Kaynak: sozcu.com.tr

STAGFLASYON NEDİR?


Stagflasyon, fiyatlarda eş zamanlı bir artış ve ekonomik büyümenin durgunlaşması anlamına gelir. Stagflasyon, ilk olarak 20. yüzyılın ortalarından sonra, özellikle de 1970'lerde sürekli olarak hızlı bir enflasyon ve yüksek işsizlik yaşayan ABD ekonomisinde tanındı. O dönemde baskın iktisat teorisi, stagflasyonun nasıl olabileceğini kolayca açıklayamadı. 1970'lerden bu yana, yavaş ya da olumsuz ekonomik büyüme dönemlerinde yükselen fiyat seviyeleri, istisnai bir durumdan ziyade norm haline geldi.

Mahfi Eğilmez'e göre;

1974 yılında yaşanan petrol şoku birçok ülkede stagflasyon olgusunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ekonomik krizlerin başa çıkılması zor olanlarından birisi budur. Eğer ekonomi enflasyon içinde büyümeye devam etse bir miktar büyümeden fedakarlık ederek enflasyonu düşürmek daha kolay olabilirdi. Oysa stagflasyonda bir yandan enflasyonla mücadele edecek bir yandan da ekonomiyi canlandıracak bir ekonomi politikası biçimlendirmek gerekir ki bu çok kolay bir iş değildir. Çünkü bu iki politika genelde birbiriyle çelişen politikalardır. Bu durumda iki hedefi de tutturamayacak bir politika arayışı içine girmektense bir seçim yaparak önceliği bu iki hedeften birisine vermek daha uygun olabilir.*

Stagflasyon terimi ilk olarak Birleşik Krallık'ta politik stresli bir dönemde politikacı Iain Macleod tarafından 1960'larda Avam Kamarası'nda kullanıldı. O sırada, bir tarafta enflasyon ve tarafta da durgunluktan bahsediyordu. ABD, petrol krizini takip eden 1970'lerde yaşanan durgunluk dönemini tanımlamak için tekrar bu terimi kullandı. O dönemde ABD’nin negatif GSYİH’nın dörtte beşini olumsuz etkileyen bir durgunluk yaşandı. Enflasyon 1973'te iki katına çıktı ve 1974'te çift hanelere çıktı. İşsizlik ise Mayıs 1975'e kadar % 9'a ulaştı.

Stagflasyon, yoksulluk endeksinin ortaya çıkmasına neden oldu. Enflasyon oranı ve işsizlik oranının basit toplamı olan bu endeks, stagflasyon olduğunda insanların ne kadar kötü durumda olduğunu ya da hissettiğini göstermenin bir aracı olarak hizmet etti.

Stagflasyonun uzun zamandan beri imkansız olduğuna inanılıyordu çünkü akademik ve politika çevrelerinde egemen olan ekonomik teoriler bu terimi dışladılar. Özellikle, Keynesyen iktisat bağlamında geliştirilen Phillips Eğrisi'nin iktisat teorisi, makroekonomik politikayı işsizlik ve enflasyon arasında bir denge olarak resmediyordu. Büyük Buhran ve 20. yüzyılda Keynesyen ekonominin yükselişinin bir sonucu olarak ekonomistler deflasyon tehlikeleri ile meşguldü ve enflasyonu düşürmek için tasarlanan politikaların çoğunun işsizler için daha zor hale gelme eğiliminde olduğunu savundu.

20. yüzyılın ortalarında gelişmiş dünyadaki stagflasyonun ortaya çıkışı, bunun böyle olmadığını gösterdi. Sonuç olarak, stagflasyon, gerçek dünya ekonomik verilerinin bazen yaygın olarak kabul edilen ekonomik teoriler ve politika düzenlemeleri üzerinde nasıl zorlu bir performans gösterdiğinin harika bir örneğidir.

Bir kural olarak, enflasyon yavaş veya olumsuz ekonomik büyüme dönemlerinde bile genel bir koşul olarak devam eder. Son 50 yılda, ABD’de ilan edilen her resesyon, tüketici fiyat seviyesinde, yıldan yıla sürekli artış gösterdi. Bunun tek kısmi istisnası, 2008 Ekonomik Krizinin en düşük noktasıdır -ki o zaman bile fiyat düşüşü enerji fiyatlarıyla sınırlı kalırken, enerji dışındaki genel tüketici fiyatları yükselmeye devam etti.

Konuyla ilgili Mert Yılmaz'ın videosuna da göz atabilirsiniz:

STAGFLASYONUN NEDENLERİ NELERDİR?


Tarihsel stagflasyon başlangıcı, zamanın baskın iktisat teorilerindeki büyük başarısızlığı temsil ettiğinden, ekonomistler o zamandan beri stagflasyonun nasıl gerçekleştiği veya mevcut teorilerin terimlerinin nasıl açıklanacağı konusunda nasıl yeniden tanımlanacağı konusunda çeşitli argümanlar ortaya koymuşlardır.
Bir teori, bu ekonomik fenomenin, petrol maliyetindeki ani bir artışın bir ekonominin üretim kapasitesini azalttığına neden olduğunu belirtir. Ekim 1973'te Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Batı ülkelerine karşı bir ambargo uyguladı. Bu, küresel petrol fiyatının çarpıcı bir şekilde yükselmesine neden oldu. Bu nedenle malların maliyeti ve işsizlik yükseldi. Nakliye ücretleri de artış gösterdiği için üretim ve malların raflara konması daha pahalı hale geldi. Sonuç olarak insanlar işten çıkarıldıklarında bile fiyatlar yükselmiş oldu. Bu teorinin eleştirmenleri, 1970’lerinki gibi ani petrol fiyat şoklarının, o zamandan bu yana gerçekleşen eşzamanlı enflasyon ve durgunluk dönemleriyle bağlantılı olarak gerçekleşmediğine işaret ediyor.

Diğer bir teori, resesyon ve enflasyonun birleşmesinin nedeninin zayıf ekonomi politikaları olduğunu söyler. Enflasyonlu bir ortamda piyasaların, malların ve emeğin sıkı politikalarla düzenlenmesi, olası stagflasyon nedeni olarak gösterilmektedir. Bazıları, 1970’in durgunluğuna yol açan durumun eski Cumhurbaşkanı Richard Nixon’ın belirlediği politikalar olduğuna işaret ediyor. Bu da stagflasyon sürecinin olası bir öncüsü. Nixon, fiyatların yükselmesini önlemek amacıyla maaşları ve fiyatları 90 gün boyunca dondurdu ve ithalat vergilerini artırdı. Petrolde yaşanan ani ekonomik şok ve fiyatların hızlı bir şekilde hızlanması adeta bir ekonomik kaosa yol açtı.

Diğer ekonomistler, 1970'lerden önce bile olsa, tüketici-enflasyon ve işsizlik arasındaki istikrarlı bir ilişki fikrini ve üretici-enflasyon oranına ilişkin beklentilerini eleştirdiler. Bu teorilerde, insanlar parasal politika değişikliklerine tepki olarak veya beklentisiyle ekonomik davranışlarını artan fiyat seviyelerine uyarlarlar. Sonuç olarak, genişlemeci para politikasına cevaben ekonomi boyunca fiyatlar, işsizlikte herhangi bir düşüş olmadan ve işsizlik oranları ekonomik şoklara bağlı olarak artabilir veya düşebilir. Bu, ekonomik durgunluk sırasında ekonomiyi canlandırma girişimlerinin fiyatları basitçe şişirebileceği ve gerçek ekonomik büyümeyi teşvik etmede çok az etkisi olabileceği anlamına geliyor.

TÜRKİYE STAGFLASYONDA MI?


Mahfi Eğilmez'in 11 Mart 2019 tarihli yazısına göre Türkiye stagflasyonda değil, slumpflasyonda:

Türkiye, 2018 yılının son çeyreğindeki ortalama yüzde 22,4 enflasyon ve yüzde 3 küçülmeyle birlikte slumpflasyona girmiş bulunuyor. Slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) bir ülkede yüksek enflasyon olgusuyla birlikte ekonomik küçülme de yaşanması halini anlatan bir kriz durumudur. Aşağıdaki grafik, Türkiye’nin 2016 – 2018 arasında çeyrek dönemler itibariyle büyüme ve enflasyon oranlarını gösteriyor.**
Türkiye’nin 2016 – 2018 arasında çeyrek dönemler itibariyle büyüme ve enflasyon oranları

Slumpflasyon, bir ekonomide enflasyon varken aynı zamanda ekonomik küçülmenin de görülmesini ifade eder. Konuyla ilgili detaylı bilgi bir başka yazının konusu olsun.

Ekonomistlerin, finansörlerin ve politikacıların çoğunun stagflasyonu konusundaki fikir birliği, “enflasyon” terimi ile ne demek istediklerini modern para birimleri ve finansal sistemlerin temelinde yeniden tanımlamak olmuştur. Kalıcı bir şekilde yükselen fiyat seviyeleri ve düşen alım gücü, yani enflasyon, hem ekonomik genişleme dönemlerinde hem de durgunluk dönemlerinde meydana gelen, ekonomideki normal, temel bir koşul olarak kabul edilir. Ekonomistler ve politikacılar genellikle fiyatların artacağını varsaymakta ve büyük ölçüde enflasyonun kendisinden ziyade enflasyonu hızlandırmaya ve yavaşlatmaya odaklanmaktadır.
20. yüzyıldan beri eş zamanlı ekonomik resesyon ve bir anlamda yükselen fiyat seviyeleri, ekonomik gerilemeler sırasında yeni normali oluşturuyor.

Kaynaklar:

*https://www.mahfiegilmez.com/2012/11/ekonomik-krizleri-anlama-rehberi_15.html

**http://www.mahfiegilmez.com/2019/03/turkiye-slumpflasyona-girdi.html