ALMANYA RESESYONDA MI?

haber Kas 01, 2019

Euro bölgesi büyük bir sorunun eşiğinde: Bölgenin en büyük ekonomisi olan Almanya resesyonda veya resesyona yaklaştı. Bu durum, Berlin’in mali muslukları açıp daha fazla harcama yapıp yapmaması gerektiğine dair bir tartışma başlattı. Örneğin, Almanya altyapısı için bir harcama programı başlatmalı mı? Hükümet bütçe dengeleme politikasını ve borçlanma ile ilgili yasal kısıtlamayı kaldırmalı mı?

Almanya'da görülen düşüşle ilgili Euro bölgesinde yılın üçüncü çeyreğinde %0,2 oranındaki ekonomik büyüme rakamlarıyla bazı ipuçları elde ediliyor. Durum pek çok ekonomistin beklentisinin biraz daha üstünde olmasına rağmen yine de durgunluk çanlarının çaldığını görebiliyoruz.

Bir bütün olarak Euro bölgesi resesyonda olmayabilir, ancak kaçınılmaz olarak Almanya'daki gerileme çevresindeki komşuları etkilemeye devam edecek. Sorun, politikacıların ve özellikle Alman hükümeti ile Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) bu durumda ne yapması gerektiğidir.

Kaynak: finance.yahoo.com ("Negatif oranlar, Avrupa merkez bankalarının enflasyon hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmadı")

Avrupa Merkez Bankası çoktan bazı adımlar attı. Faiz oranlarını çok düşük seviyelere indirdi ve yeni oluşturulan parayla finansal varlıklar satın aldı. Ancak bu önlemlerin ne kadar etkili olacağına dair gerçek şüpheler var. Birçok ekonomist, para politikasının - merkez bankalarının yaptıklarının- euro bölgesinde zaten mümkün olduğu kadar çok şey yaptığını düşünüyor. Pek çoğu, hükümetlerin daha fazla adım atması gerektiğini savunuyor. ABM başkanı Mario Draghi ve Christine Lagarde bu görüşü desteklediklerini belirttiler. Eylül ayında, Lagarde Avrupa Parlamentosu'na şunları söyledi:

“Avrupa bölgesindeki bazı ülkeler, altyapısını iyileştirmek ve resesyonla mücadeleye yardımcı olacak kamu harcamalarını ortaya koymak için mali alanlarının bir kısmını [devlet harcamaları ve vergilendirme] kullanabilir."

Bu tür bir eylemde bulunabilecek ülkelerin isimlerini vermedi, ancak euro bölgesindeki birçok ülke için bu durumun geçerli olduğunu söyledi. En açık örnek ise tabii ki Almanya.

IMF'nin baş ekonomisti Gita Gopinath, IMF'nin son Dünya Ekonomik Görünümü'nün önsözünde bu noktada şunları söylemişti:

“Almanya gibi bir ülke, sosyal ve altyapı sermayesine yatırım yapmak için negatif borçlanma oranlarından yararlanmalı.”

Negatif borçlanma oranlarına atıfta bulunulması, Almanya'nın ve bir dizi başka ülkenin sıfırın altındaki bir faiz oranından borç alabilmesi anlamına gelir. Böyle bir durumda finansal piyasalar ülkelere borç almaları için ödeme yapar.

Würzburg Üniversitesi'nden Profesör Peter, Gopinath'a katıldığını dile getirdi ve ülkenin altyapıya ve sosyal konutlara yatırım yapmak için bu sıfırın altındaki borçlanma maliyetlerinden yararlanması gerektiğini kabul etti.

Almanya'nın bu alanda bir sorunu olduğu fikri biraz şaşırtıcı olabilir. Ancak Bofinger, bununla ilgili kanıtları sık sık gördüğünü söylüyor. Ülkede trenle seyahat etmeyi gerçek bir macera olarak nitelendiriyor: trenin gelip gelmeyeceği, kaç dakika veya saat gecikeceği, trende yiyecek bir şeyler olup olmadığı gibi birçok problemlerle dolu bir macera... Bu nedenle Bofinger,  "Ulaşım son derece kötü durumda ve bunun nedeni uzun yıllar boyunca bu alana yetersiz yatırım yapılmasıdır." dedi. Ancak Prof Bofinger, altyapı programını kısa vadede ekonomi için bir teşvik olarak kullanılmasını tercih etmiyor. İnşaat sektörü de hali hazırda tam kapasite ile çalışıyor. Kendisinin tercih ettiği şey şu anda Alman ekonomik performansının zayıf olduğu yerlerde olan ticari yatırımları teşvik etmek için daha cömert vergi muamelesi. Ancak Almanya'nın devlet ekonomisini yönetme konusundaki temkinli yaklaşımının birçok savunucusu da var.

Profesör Clemens Fuest, ülkenin önde gelen ekonomi araştırma kuruluşlarından birinin Münih'teki IFO enstitüsünün direktörlüğünü yürütüyor. Almanya’nın ciddi bir krizle karşı karşıya olmadığını, ancak ekonomik faaliyetlerin art arda iki çeyrek dönemde görülen ekonomik aktivite düşüklüğünün teknik bir durgunluk olabileceğini savunuyor. Almanya'nın tam kapasite istihdama sahip olduğunu ve şu anda ekonomi için daha fazla teşvik gerekmediğini belirtti. Ülkenin altyapı iyileştirmelerinden yararlanabileceğini kabul etse de diğer birçok Avrupa ülkesinden çok daha iyi durumda olduklarını düşündüğünü söyledi. Projeler için mali olarak ülkenin sıkıntıda olmadığını, yalnızca Alman halkının getirdiği bazı itirazlar nedeniyle sık sık uygulamalarda gecikmelerin yaşandığını ekledi.

Avrupa'nın bu tehlikeye karşı nasıl bir adım atacağını merak konusu. Fakat teknik veriler dikkate alındığında Almanya'nın bazı önemler alması gerektiği de açık. Euro bölgesindeki durgunluğun devam etmesi/ilerlemesi durumunda çevre ülkelerin de çeşitli problemler yaşamadı muhtemel. Hatta Türkiye bile bu durumdan etkilenebilir.